18.
Aralık

Bağırsaklarımıza Neler oluyor?

Yeni Moda Hastalıklardan Birisi:

Beslenmeye Bağlı „Fruktoz İntoleransı“

Teknolojinin ilerlemesi hayatımıza birçok kolaylık getirdiği gibi herşeyi hızlandırdı. Günümüzde zamanla yarışır duruma geldik. Bu yarış içinde telaşımız, stresimiz de arttı. Sürekli stres altında yaşamak birçok rahatsızlığı beraberinde getiriyor. Bu durumdan belki de hiç aklımıza gelmeyen sindirim sistemimiz ve özellikle de bağırsaklarımız etkileniyor. Hepimiz biliriz; birşeyler yolunda gitmediğinde sıkıntı karnımıza vurur, midemiz bulanır, şişkinlik yapar. Bu şikayetler sadece bu kadarıyla kalmıyor aynı zamanda iç organlarımızın hücresel yapılarında da bazı değişiklikler meydana getirebiliyor. İşte bu da yeni moda hastalıkların türemesine sebep oluyor. Onlardan en sık görünenlerden birisi de: beslenmeye bağlı fruktoz intoleransı. Yani meyve şekeri emilim bozukluğu.

Fruktoz doğal olarak birçok meyvenin içinde olan bir şeker türü.  Buna meyve şekeri de diyebiliriz. Sanayide mısır nişastasının işlenmesiyle elde ediliyor. Üretimi diğer şekerlere göre daha ucuz. Bu sebeple gıda endüstrisi tarafından hazır gıdaların yapımında, meyve suyu ve içecek endüstrisinde kullanılıyor. Kısacası hemen hemen her gıdanın içinde bulmak mümkün.

Fazla tüketilen hazır yemekler, sağlıklı olacağını düşünerek gereğinden fazla yediğimiz meyveler su yerini alan meyve suyu tüketimi ve stresli hayat koşulları bu hastalığın sebepleri arasında… Bağırsaklarda zaten sınırlı oranda emilebilen meyve şekeri hiç emilemiyor. Burada bağırsak bakterileri tarafından mayalanıyor ve kötü kokulu ishal, şişkinlik, huzursuzluk, karın ağrısı gibi belirtilerle kendini gösteriyor.

Tedavisi mümkün olan bu hastalıktan kurtulmanın ilk şartı bağırsaklarınızı bir süre fruktozsuz bırakarak dinlendirmek. Diyetisyeniniz yardımıyla oluşturduğunuz bir diyet planı ile 6 – 8 hafta içinde bütün şikayetlerinize  „elveda“ diyebilirsiniz.

Yazan: Aslı Demirel

 
29.
Kasım

Şişmalığın Modern Çözümü: Bariatrik Operasyonlar

Hangisi daha uygun? Mide Kelepçesi mi yoksa Sleeve Gastrektomie mi?

Günümüzde şişmanlığa karşı başvurulan en sık yollardan birisi de bariatrik operasyonlardır. Genel prensip olarak bakıldığında bu operasyonlar sonucu ya mide hacmi küçültülür ve dolayısıyla daha az yemek zorunda kalırsınız, veya bağırsaklardaki emilimin azalması sağlanır. Peki bu tip zayıflama ne kadar güvenli? Yan etkileri var mı?

Bu ameliyatları yaptırabilmeniz için belirli şartlar var: öncelikle BMI (Beden Kitle İndexi) değerinizin 40 üzerinde olması gerekiyor. Kilonuzu boyunuzun karesine böldüğünüzde beden kitle indeksinizi hesaplayabiliyorsunuz. Daha  önce bir diyetisyen yoluyla birçok kez zayıflamayı klasik yoldan denemiş ve başaramamış olmanız gerekiyor. Alkol ve uyuşturucu bağımlısı olmamanız veya “binge eating” gibi beslenmeye bağlı problemlerinizin bulunmaması gerekli.  Bunlar bir takım ön şartlar…

Bütün bu kriterlere uygunsanız hangi tür cerrahi operasyonun sizin için uygun olduğuna karar veriliyor.  Yani bu operasyonların çeşitleri de seçimi de oldukça önemli.

Şişmanlığın haricindeki diğer hastalıklarınıza ve kilonuza bağlı olarak operasyon riski artıyor. Yani hangi türü olursa olsun riskli operasyonlar…

Hangi ameliyat türünün uygulanacağına karar verildikten sonra protein ağırlıklı çok sıkı bir diyet uygulanıyor. Bu genelde hastanede, doktor gözetiminde yapılan bir diyet. Yaklaşık 3-4 hafta sürüyor. Amacı ise sizi ve vücudunuzu ameliyata hazırlamak ve en önemlisi vücudunuzu az miktarda yemeğe alıştırmak.

Hangi ameliyat türü olursa olsun, ameliyat sonrası vücudunuzun yeni durumuna adapte olması maalesef sanıldığı kadar kolay olmuyor.

Öncelikle bir seferde yiyebileceğiniz miktar en fazla 50 ml. Yani özellikle mide hacmini küçülten operasyonlar sonrası bir öğünde 50 ml den fazla yiyip içemiyorsunuz, daha fazlasını çıkarmak zorunda kalıyorsunuz. Daha öncesinde büyük porsiyonlar yemeğe alışmış birisi için bu alışması oldukça zor bir durum.

Emilimi azaltmaya yönelik olan ameliyat türlerinde de durum farklı değil. Hastalar daha öncesine göre çok daha az yemek durumunda kalıyorlar ve en önemlisi sadece kilo yapıcı besinlerin emilimi değil, ayrıca vücudumuz için gerekli olan vitamin ve minerallerin emilimi de engelleniyor. Ameliyat sonrasında kritik vitamin ve mineraller gurubunu oluşturan, A, D, E, K, B12, B1, B6, folik asit gibi vitaminler ve kalsiyum, demir, çinko, selenyum, fosfor gibi hayati önem taşıyan mineraller de vücudunuzda eksiliyor. Bunların ameliyat sonrası uzman bir diyetisyen eşliğinde kontrol edilip, takviye edilmesi şart.

Bu operasyonların bir başka hoş olmayan sonucu ise estetik görümünüz… Operasyon sonrası özellikle çok kilolu hastalarda hızlı kilo kaybına bağlı olarak deride sarkmalar meydana geliyor. Düşünülmesi gereken noktalardan birisi de operasyon sonrası estetik ameliyat gereksinimi… Bunu gerçekleştiremeyen hastalarda bu operasyonlar daha sonrası büyük hayal kırıklığı ve buna bağlı depresyona sebep olabiliyor.

Özet olarak söylemem gereken, bu operasyonların sanıldığı kadar kolay olmadığı…Büyük miktarda kilo vereceğinizi garanti ancak, karar vermeden önce operasyonun öncesi ve sonrasını çok iyi düşünülmeli,  iyi bir doktor ve diyetisyenle her aşamayı planlamalısınız.

Bu operasyonları uygulayan önerebileceğim iki merkez şunlar:

“Charite Universitätsmedizin Berlin : Zentrum für Adipositas und Metabolische Chirurgie” ve “ Universität Leipzig : Adipositas Chirurgie”

Yazan: Aslı Demirel